12 Eylül’ün acı izleri Ulucanlar’da: Yıllar geçse de yaşanılanlar unutulmadı
12 Eylül 1980 darbesinin mağdurları, aradan geçen 46 yıla rağmen yaşadıkları zulmü unutamıyor. Mahkumlar, insanlık dışı uygulamaları anlattı.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Türkiye genelinde çok sayıda kişi gözaltına alınırken, binlerce kişi askeri mahkemelerde yargılandı. Darbe döneminde cezaevlerinde yaşanan işkence ve zulüm ise aradan geçen yıllara rağmen mağdurların anlatımlarıyla gündemdeki yerini korudu. Darbe döneminde yargılanan ve cezaevlerinde kalan Hakverdi Satılmış ile darbe sonrasında idam cezası alan çok sayıda ülkücü sanığın avukatlığını üstlenen Şevket Can Özbay, Ulucanlar Cezaevi’nde düzenlenen etkinlikte o dönemde yaşadıklarını anlattı. Hakverdi Satılmış, 1978 yılında henüz 15 yaşındayken cezaevine girdi. Satılmış, gözaltında işkence gördüğünü ve bir süre Ulucanlar Cezaevi’nde kaldığını belirtti. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından ise ‘MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’ kapsamında 220 kişiyle birlikte idam talebiyle yargılandı. Satılmış, yıllar sonra çıkarılan af kapsamında serbest kaldı. Satılmış, darbe sonrasında Mamak Cezaevi’nde de tutulduğunu ve burada işkence ve kötü muamele gördüğünü ifade etti. Cezaevlerinde özellikle hücre uygulamaları, kötü yaşam şartları, yetersiz beslenme ve hijyen sorunları bulunduğunu anlattı.
İdam cezası alan ülkücülerin avukatlığını yaptı
Darbe sonrasında yargılanan ülkücü sanıkların avukatlığını üstlenen Şevket Can Özbay da Ulucanlar’da dönemin yargılama ve cezaevi süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özbay, 12 Eylül sonrasında çok sayıda ülkücü sanığın avukatlığını yaptığını, cezaevlerinde tutulan kişilerin ağır işkencelere maruz kaldığını belirtti.
"Cumhuriyet tarihinin en büyük yanlışlarından biri de ülkücülerin komünistlerle bir tutulmasıydı"
12 Eylül darbesinin Türkiye tarihinde eşi benzeri olmayan bir ihanet olduğunu belirten ve o dönemde ülkücülerin avukatlığını yapan Avukat Şevket Can Özbay, "Cumhuriyet tarihinin en büyük yanlışlarından ve ihanetlerinden biri de 12 Eylül ihtilalinde devleti için mücadele eden ülkücülerin yıkıcı ve bölücü komünistlerle bir tutularak, hatta onlardan daha çok cezalandırılarak hepsinin perişan olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti için varlığını feda edeceksiniz, Türk bayrağı için yaşayacaksınız, Türk ordusu ve Türk polisi için göğsünüzü komünist kurşunlara hedef tutacaksınız. Ondan sonra onlar sizi sırtınızdan hançerleyecek. Kenan Evren ve arkadaşlarının en büyük ihaneti buydu. Ben herkesin gölgesinden bile korktuğu o dönemde hem Kenan Evren’e hem arkadaşlarına çok ağır yazılar yazdım. O yazılarda ülkücülere yaptıkları muamelenin tam bir ihanet olduğunu yazmıştım. Ülkücüler, Türk milletinin yetiştirdiği öz evlatlardır. Ülkücülerin dışında Türk milletinin dayanacağı başka bir güç kalmamıştır" diye konuştu.
"Bu zulmü gerçekleştirenlere de haklarımızı helal etmiyoruz"
O dönemde ülkücülerin çok ağır zulümlere maruz kaldığını ifade eden, o dönemde mahkum olan Hakverdi Satılmış ise, "Bugün burada bulunuş sebebimiz, 12 Eylül 1980 günü 5 kişilik cuntanın Türk tarihine sürdüğü kara lekeyi unutturmamak adınadır. Türk milletine yapılan ihaneti, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekasına yapılan suikastı unutturmamak adınadır. O dönemde vatanı için canını feda eden, Türk milleti için anadan, yardan, serden geçen ülkücü gençlere yapılan haksızlığı ve zulmü unutturmamak adına burada toplanmış bulunuyoruz. Yaşadığımız sürece de Mamak ve benzer cezaevlerinde ülkücü gençlere yapılan işkence ve zulmü kınayacak, Türk milletine hatırlatacak, unutturmayacağız. 1980 yılının 12 Eylül darbesi sonrası; yurt genelinde 650 bin gözaltı, 210 bin açılan dava, 230 bin yargılama, 7 bin idam talebi, 517 idam cezası, 49 idam, 300 kuşkulu ölüm, işkencede hayatını kaybeden 171 canın hesabını sormak ve unutturmamak için burada toplanmış bulunuyoruz. Bu zulmü gerçekleştirenlere de haklarımızı helal etmiyoruz. Çünkü biliyoruz ki; zulmü unutmak, hatırlatmamak yenilmek, tükenmek, geçmişte mücadele edenlerin emeğine, hatırasına saygısızlık ve ihanettir. Hatıralara ihanet, vefasızlıktır. Vefasızlığın sonucu yenilmek ve tükenmektir.
"Ülkücüler asla mücadeleden vazgeçmedi"
Ülkücülerin o dönemde komünistlerden daha farklı işkencelere maruz kaldığını ve çifte standart uygulandığını ifade eden Satılmış, "Türk milliyetçileri, ülkücüler asla mücadeleden vazgeçmedi, vazgeçmeyecek, tükenmeyecektir. 12 Eylül 1980 darbesinin baş firavununu da unutmadık. Onun yanındaki cuntacıları ve ülkücü gençlere işkence yapmak adına yetiştirilmiş, adı devlet memuru olsa da ruhunu şeytana satmış, cehennem zebanisi kılıklı baş işkenceci, Savcı Nurettin Soyer ve C-5 ekibi Zeki Kaman, Dürüst Oktay, Sefa Nar, Seyfi Tatar, Süleyman Ulus gibi cehennem zebanisi mahlukatları da unutmadık. Aradan geçen 46 yıl sonra da unutmayacağız. Asla unutmayacağımızı kamuoyuna duyurmak adına burada toplandık. Bu işkencecilerin hepsini lanetliyor, haklarımızı da helal etmiyoruz. Sakın buraya Kenan Evren’e ve şürekasına beddua etmek için toplandığımızı düşünmeyin. Çünkü beddua bizim inancımızda günah ve bizlere yabancıdır. Biz kısa ve öz olarak diyoruz ki; herkes, er ya da geç layığını bulacaktır. Nitekim Kenan Evren de layığını buldu ve ölmeden önce aleme ibret olsun diye Allah bizlere süründüğünü gösterdi. Son zamanlardaki hali, cümle aleme ibret olarak hafızalara kazındı. Allah, suratından insanlık vasıflarının tamamını silerek maymuna dönmüş halini Türk milletine ilahi adaletin tecellisi olarak gösterdi. Nursuz yüzünün son hali, onun ve cuntacıların el birliği ile zulüm yaptıkları insanların hafızalarına kazındı" şeklinde konuştu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.