Bacaklarda ağrı, kolay morarma ve orantısız yağ birikimiyle kendini gösteren lipödem, çoğu zaman selülit ya da kilo sorunu sanıldığı için yıllarca doğru tanı alamayabiliyor. Acıbadem Kent Hastanesi uzmanları, bu hastalığın tek bir branşın bakış açısıyla değil, farklı uzmanlık alanlarının birlikte değerlendirmesiyle daha doğru yönetilebildiğine dikkat çekiyor.
Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası kılavuzların kronik hastalık olarak kabul ettiği lipödem, özellikle kadınlarda bacaklarda, kalçalarda ve bazen kollarda simetrik, ağrılı yağ dokusu artışıyla ortaya çıkıyor. Uzmanlar, klasik diyet ve egzersizle kaybolmayan bu yağ dokusunun zamanla hareket kısıtlılığına kadar ilerleyebildiğini belirterek, erken tanının önemini vurguluyor.
Acıbadem Kent Hastanesi’nde görevli Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Karaçelik, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Aşkın ile Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hande Selin Ok, lipödemin yalnızca estetik bir sorun olmadığını, dolaşım sistemi, kas-iskelet yapısı ve metabolizmayı etkileyen kronik bir hastalık olduğunu belirtti.
"İlk adım doğru tanı"
Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Karaçelik, tedavi sürecinin en kritik basamağının doğru tanı olduğunu söyledi. Karaçelik, "Hastaların önemli bir kısmında venöz yetmezlik, varis veya lenfatik dolaşım sorunları da eşlik edebiliyor. Klinik değerlendirme ve gerektiğinde Doppler ultrasonografi ile yalnızca görünen şişliği değil, dolaşım sistemini de ayrıntılı olarak inceliyoruz. Lipödemi diğer hastalıklardan ayırmak ve hastayı yıllarca ’sadece kilo ver’ önerileriyle zaman kaybetmekten kurtarmak tedavinin temelidir" dedi.
Amaç yaşam kalitesini artırmak
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Aşkın ise ,tedavinin yalnızca yağ dokusuna odaklanmadığını belirterek şöyle konuştu:
"Temel hedefimiz ağrıyı azaltmak, kas gücünü desteklemek, yürüme kapasitesini korumak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Kompresyon tedavisi, kişiye özel egzersiz programları ve hasta eğitimi güncel uluslararası kılavuzlarda tedavinin temel taşları arasında yer alıyor."
Prof. Dr. Aşkın, yürüme, bisiklet, yüzme ve su içi egzersizlerin hastanın kapasitesine göre planlandığını, manuel lenf drenajı ve diğer destekleyici yöntemlerin ise uygun hastalarda değerlendirildiğini ifade etti.
Diyet değil, sürdürülebilir beslenme
Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hande Selin Ok da lipödemde beslenmenin "hızlı kilo verme" anlayışıyla ele alınmaması gerektiğini söyledi. Ok, "Yaklaşımımız anti-inflamatuar beslenme üzerine kuruludur. İşlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve rafine karbonhidratların azaltılması önemlidir. Ancak her hastanın tiroid hastalıkları, polikistik over sendromu veya diğer sağlık sorunları dikkate alınarak kişiye özel planlama yapılır. Amaç kısa sürede kilo verdirmek değil, inflamasyonu azaltmak, ağrı ve şişliği hafifletmek ve uzun vadede sürdürülebilir bir denge sağlamaktır" dedi.
Her hastanın tedavi planı farklı
Prof. Dr. Mustafa Karaçelik, lipödemde tek tip bir tedavi uygulanmadığını vurgulayarak, tedavi planının hastalığın evresine, şikâyetlerin şiddetine ve kişinin yaşam biçimine göre belirlendiğini söyledi. Karaçelik, "Bazı hastalarda egzersiz ve kompresyon yeterli olurken, bazı hastalarda damar tedavileri veya uygun şartlarda cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Asıl hedef bacakların görünümünü değiştirmek değil, ağrıyı azaltmak, hareketi korumak ve hastanın günlük yaşamını kolaylaştırmaktır. ’Sadece diyet yap’ demek yerine ’bu bir hastalık, birlikte değerlendirelim’ dememiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.