Algoritmaların Gölgesinde Gazetecilik: Tarafsız mı Olmalı, Sorumlu mu?
Sabah telefonumuzu elimize aldığımızda gördüğümüz haberler, bize gerçekten olanları gösteriyor mu yoksa gizlenilen gerçekler ya da arka plana atılmış olaylar var mı? Bu sorunun cevabına gerçekten ulaşabilir miyiz?
Haberler artık yalnızca gazetecilerin kaleminden çıkmıyor. Algoritmalar, hangi haberin önümüze düşeceğine, hangisinin görünmez olacağına karar veriyor. Böyle bir düzende gazetecilik için temel bir soru giderek daha acil hale geliyor: Algoritmaların belirlediği bir dünyada gazeteci tarafsız mı kalmalı, yoksa sorumluluk almalı mı?
Dijital medya çağında algoritmalar, kullanıcıları analiz ederek içerikleri kişiye göre oluşturuyor. Ne kadar tıkladığımız, neyi paylaştığımız, hangi haberde durduğumuz bu sistemler için birer veri. Sonuçta karşımıza çıkan haberler, kamusal öneme göre değil; etkileşim potansiyeline göre şekilleniyor. Böylece gazetecilik, görünürlüğünü algoritmik kurallara borçlu hale geliyor.
Bu durum, gazetecinin rolünü sarsıyor. Eskiden editörler ve gazeteciler, kamuoyu adına “ne önemli?” sorusuna cevap verebilirdi. Bugün ise bu sorunun cevabını çoğu zaman algoritmalar veriyor. Gazeteci, yalnızca haber üreten değil; aynı zamanda algoritmanın beklentilerine uyum sağlamak zorunda kalan bir aktöre kaba tabirle bir kuklaya dönüşüyor.
Tam da bu noktada tarafsızlık tartışması yeniden anlam kazanıyor. Tarafsızlık, teoride gazeteciliğin temel ilkelerinden biri. Algoritmaların çatışmayı, gerilimi ve uç görüşleri daha görünür kıldığı bir ortamda “iki tarafı da verelim” anlayışı, gerçeği açığa çıkarmak yerine bulanıklaştırıyor.
Örneğin bir çevre tahribatı haberinde, şirketin açıklamalarıyla yöre halkının yaşadıklarını eşit ağırlıkta sunmak tarafsızlık değil. Çünkü bu iki taraf eşit güçlere sahip değil. Algoritmalar ise bu tür “karşı karşıya getirilmiş” içerikleri daha fazla dolaşıma sokar. Sonuçta gazeteci, tarafsız kaldığını düşünür aslında güçlü olanın dilini yeniden üretmiş olur.
Algoritmaların etkisi, özellikle toplumsal krizlerde daha görünür hale geliyor. Afet haberleri ilk günlerde yüksek etkileşim alırken, birkaç gün sonra geri plana itiliyor. Oysa afetin etkileri sürüyor; barınma sorunu, sağlık riski ve psikolojik travma gibi birçok sorun devam ediyor. Gazeteci bu noktada sessiz kalırsa, bu sessizlik tarafsızlık değil; unutmaya ortak olmaktır.
Bu durum, gazeteciliğin etik sorumluluğunu daha ağır hale getiriyor. Çünkü algoritmalar yalnızca neyin okunduğunu değil, neyin hatırlandığını da belirliyor. Sessiz kalınan her konu, dijital hafızadan biraz daha siliniyor. Gazetecinin sorumluluğu artık yalnızca yazdıklarıyla değil, yazmadıklarıyla da ölçülüyor.
Peki sorumlu gazetecilik, öznel olmak anlamına mı geliyor? Elbette hayır. Sorumlu gazetecilik; kişisel görüşleri habere yansıtmak değil, doğrulanmış bilgiye, bağlama ve kamu yararına sadık kalmaktır. Tarafsızlık, gerçeğin üzerini örten bir eşitlik iddiasına dönüştüğünde anlamını yitirir. Gazeteci tarafını bir ideolojiden değil, hakikatten yana seçer.
Algoritmaların baskısı altında gazeteci olmak günümüzde çok zor. Fakat doğru bir şekilde yapıldığında da daha fazla anlam kazanıyor. Çünkü algoritmalar yalnızca popüler olanı öne çıkarır; gazetecilik ise önemli olanı hatırlatır. Hak ihlallerini belgeleyen dosyalar, çevre felaketlerini görünür kılan haberler ve unutulmak istenen gerçekler, görünmeyenler, görülemeyenler…algoritmalar sayesinde değil; gazetecilerin ısrarı sayesinde açığa çıkar.
Belki de artık gazeteciliği yeniden tanımlamak gerek. Tarafsızlık, nihai bir hedef değil; sorumlulukla dengelenmesi gereken bir ilkedir. Algoritmalar haberleri sıralayabilir, görünürlüklerini artırabilir ya da azaltabilir. Ancak gerçeği savunmak, onu göstermek hâlâ gazetecinin görevi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.