• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Adana 10 °C
  • Adıyaman 5 °C
  • Afyon 2 °C
  • Ağrı 6 °C
  • Amasya -5 °C
  • Ankara -7 °C
  • Antalya 11 °C
  • Artvin -1 °C
  • Aydın 10 °C
  • Balıkesir 5 °C

Yaşamdan Beklentiler.

Yüksel YAZICI

                                                       Yaşamdan  Beklentiler

Bugün ve yarın yine tatil…  Bu tatil günlerinde isterseniz hayattan neler beklediğimizi şöyle biz bize düşünelim bugün!

Ömrümüz boyunca peşinde koştuklarımız ya da elde etmek istediğimiz ne varsa, hep maddi gerçekler gibi görünür bize farkında mısınız?  Ancak, konuya enine-boyuna eğildiğimizde, bunun böyle olmadığını kavramamız zor değildir! Eş seçmek, iş bulmak, daha çok kazanmak, dünyanın çeşitli yerlerini gezip-görmek, başka alanlara gidip daha güzel bir yaşam sürmek veya bu türden düşüncelerimizi eyleme dönüştürüp gerçekleştirmek, belleğimizden pek eksik etmediğimiz biraz derince olan  tasarımızlardandır hiç kuşkusuz…

Doğal güzelliklere, daha yüksek ekonomik olanaklara erişmek, sosyal aktivitelerimizi güvenceye kavuşturmak gibi isteklerimiz, kendimize daha fazla duygu zenginliği katabilmek amacıyladır. Ve  hatta denilebilir ki, bedensel istekler insanı oyuncak gibi oynatır da, o oyundaki ebelikten ne yapsak kurtulamayız!

Şimdi gelin bu noktada somut bir algıya yanıt arayalım.    

Hani masallarda okumuşuzdur... Örneğin bir Alaaddin’in lambası vardır... Üzerine elimizin avuç içini okşar gibi sürdüğümüzde, kandil türündeki lambanın ucundaki uzantılı delikli kısmdan bir  duman çıkar, sonra döne döne bütünleşlir ve iri-yarı bir cin olurya... İşte öyle bir cin çıksa karşımıza ve bize dese ki:

“Ne istersin sahip? Yani yapmayı düşündüğün ya da erişmek istediğin ne var? Dile benden ne dilersen!”

Ne yapar, ne isteriz acaba? Ve böyle bir durumda, aklımızı oynatmaz isek eğer, o cinden neler isteyebiliriz?  Gelin bunun yanıtını birlikte arayalım.

 

İlk akla gelen çok paradır elbet! Yani zengin olmaktır genellikle insanların ortak istekleri... Zümrütler, pırlantalar, altınlar... Hatta saraylar, köşkler, villalar... Daha yüksek istekler ise krallıklar, padişahlıklar, prenslikler... Sahip olunmuş ülkeler, sınırsız verimli topraklar!

Çok süptil (ince) olanları ise, herkesin hayran kaldığı güzelliğe sahip olmak, güçlü-kuvvetli bulunmak ya da şan, şöhret gibi içsel isteklerin düşlerden gerçeğe dönüşmesidir ilk akla gelenler...

Vasatın altındaki gelişim (tekamül) düzeyinde olan her insan, hemen hemen benzer istekleri hayalinde yaşatır. Hatta sabah akşam, bu isteklerle yatar ve bu isteklerle kalkar. Bu türden hayaller, yaradanın insana kazandırdığı hoş beklentilerdir ve hiç kimseye bir zararı da yoktur! Ancak bu isteklerin hayaline iyice kapılıp içinde kaybolmamak ve hüsran yaşamamak koşuluyla...

İşte hayali de olsa bütün bu istenilenler, bizim aslında erişmeyi düşündüğümüz yere götürecek vasıtalar gibidir.  Ve fırsatlar oluştuğunda da, yürürlüğe koymakta tereddüt etmeyiz. Peki, şimdi bir düşünelim... Bu isteklerimizin gerçekleşmesi halinde amacımıza ulaşmış olur muyuz?

Örnek olarak çok parayı koyalım önümüze... Şurası mutlak ki, dünya ortamında parayla çok şeyi çözmemiz mümkündür! Çünkü para yani zenginlik, dünyamız realitesinde en önemli bir paylaşma ve isteklere sahip olma aracıdır. Fakat, şöyle koca bir salon dolusu paramız olsa ya da biri getirip önümüze koysa ve verirken de dese ki:

“İşte sana salon dolusu para... Yalnız bunlara sahip olman için bir koşulum var! Bu paranın yanından hiç ayrılmayacak, salondan dışarı çıkmayacaksın!”

Böyle bir koşul karşılığında, akıl almaz çokluktaki bu parayı alır mıyız? Önünü arkasını pek düşünmeden “peki” der miyiz ve ne olursa olsun kabul eder miyiz?

Tek sözcükle söyleyelim, edemeyiz!

Çünkü, en kısa bir sürede dışarıyı özleriz... Doğayı, güneşi, ağaçları, çiçekleri, kuşları... Sonra insanları, sevdiklerimizi...

Onlarla konuşmak, dertleşmek, bir şeyleri paylaşmak içgüdümüzün temel direkleridir. Birileriyle tartışmak ve hatta kötü imajlara karşın kavga etmek dahi mutlaka arayacağımız olaylardandır ve ilk fırsatta elimizle, tırnağımızla bulunduğumuz salonun duvarlarında bir delik açıp, o özleme kavuşmaya çaba gösteririz.

Şimdi bir başka örnek verelim: Örneğin çok güzel görünmeyi düşleyen bir bayan düşünelim. Aslında, bakımlı olan her kadın güzeldir mutlak! Ancak anlam ifadesiyle değil, somut algıyla değerlendirelim bu güzellik düşünü... Çünkü örneğimizdeki güzellik, yalnızca bir objedir. Sözünü ettiğimiz bayanın bu düşü gerçekleşse ve birdenbire dünyanın en güzel fiziğine sahip olsa bir başına işe yarar mı?  Yani onu beğenen, övgü dolu sözler söyleyerek mutlu kılacak kimse çevresinde mevcut değilse eğer, bu muhteşem güzelliğin bir anlamı kalır mı?

Burada ozanata koca Veysel’i anmak geçiyor yüreğimden...  Hayatta iken koluna girmiş ve mana yüklü kimi sözlerini  paylaşma şansına erişmiş biri olarak hem adını anmış olalım ve hem de bir şiirindeki iki mısra ile konuyu pekiştirelim. Ozanata Veysel diyor ki:

                              “Güzelliğin on par’etmez,

                              Bu bendeki aşk olmasa...”

İşte bu noktada somut olarak algıladığımız gibi, gerek paranın ve gerekse olağanüstü güzelliğin ya da benzer biçimdeki herhangi bir vasfın sahibi bulunmanın sağlayacağı yüksek duyguları ya da hazları isteriz aslında da; bu asıl isteklerimizi genellikle çeşitli objelerde ararız hep...  Çünkü ömrümüz boyunca peşinden koştuklarımız; asıl isteklerimizin, duygularımızın ya da özlemlerimizin doyumlarını kazanmak içindir. Yani bizlere mekan, para, madde, güzellik ya da mevcut kılınmış her türden objeler değildir asıl isteklerimiz... Fakat bu objeler aracılığıyla edinebileceğimiz ya da algılayabileceğimiz  bir iç sevinç vardır. Ki bu objeler, gerçekte o sevincin  yaratımına uzanan yol üzerindeki ara duraklar gibidir.  Ve bu bilgiyi, ruhsal bedenimizde var olan  bazı güçler aracılığıyla fark ederiz ancak! Öte yandan gerçekte bizi o sevinçlere götüren objeler değil, yalnızca yol ve vasıtalardır aslında...

Zaten amaç da odur! O sevinçlere, o hazlara ulaşma isteğidir gönlümüzde büyüttüğümüz istekler... İşte insanın yüksek gerçekleri, genellikle adını dahi koyamadığımız bu tür duygulardan örülüdür. Ancak, içimizdeki bu ruhsal oluşumu bilgisizlik nedeniyle tanımlayamayarak, önemini ve gerekliliğini gözlerden uzak tutarız. Ve bu anlamda bizi o güzel, o gerçek duygulara götüren esas isteklerimize de  farkında olmadan direniriz.  İşte yanlış olan budur!

İçsel dürtülerimiz, zaman zaman bizi asıl beklentilerimize yönlendirmek ister.İşte bu dürtüyü fark edip, o isteğe doğru yürümeyi başarırsak, mutlu olmamamız için hiçbir neden kalmaz geride… Durmayın, içsel yolculuğa çıkın ve olacaklardan korkup endişelenmeyin! Hep sağlık günler dilekleriyle…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Haber Sitesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 210 90 00 Faks : 0212 210 34 00