• BIST 75.929
  • Altın 129,650
  • Dolar 3,4399
  • Euro 3,6520
  • Adana 11 °C
  • Adıyaman 3 °C
  • Afyon 2 °C
  • Ağrı 1 °C
  • Amasya 0 °C
  • Ankara -2 °C
  • Antalya 12 °C
  • Artvin -6 °C
  • Aydın 10 °C
  • Balıkesir 4 °C

Cadı Avı

Yüksel YAZICI

Cadı Avı

İnsanlık tarihi, utanç dönemleriyle doludur. Ve hiç kuşkusuz “cadı avı” denilen yüz karası uygulama, bunların arasındaki  insanlığın en karanlık dönemi olarak bilenen Ortaçağ sürecindeki  çok önemli takip ve cezalandırma yöntemiydi.

 

Ülkemizdeki başarıya ulaşamayan darbe sonrası, kamu kuruluşlarında Fetöcü örgüt üyesi diye   görevden almalar bir furya şeklinde   ardı ardına sürdürülünce,  ister istemez herkesin aklında şu soru oluşuyor:

 

“Bu bir cadı avı mı?”

 

Peki neydi cadı avı?  İşte yüzeysel de olsa sizlere bu utanç sürecini anlatmak istiyorum:

 

Avrupa, XIV. ve XVIII. yüzyıl boyunca, cadı olduğu öne sürülenlerle  birlikte, büyücüleri de aynı kategoride  yargılamış ve hemen hemen suçlananların tümü de yakılmıştır.

İslam dininde büyücülük yapmanın günah olduğu, Bakara/101-102, Taha/69 ve Maide/90 surelerinde de  yasaklanmıştır. Ancak Hristiyanlıkta olduğu gibi yakma ve yok etme gibi bir yaptırıma bağlanmamıştır. Oysa Hristiyanlık'ta, böyle bir suçlamanın yaptırımı 1320 yılında çıkartılmış olan papalık bildirisiyle, büyücülük ve cadılık, “zındıklık” olarak kabul edilmiş ve  bu gibi suçlamaların muhatapları, mutlak ölüm talebiyle Engisizyon mahkemelerinde yargılanmışlardır.

Ayrıca Engizisyon mahkemeleri, halktan birilerinin  büyücüleri ihbar etmeleri için de özellikle  bir  teşvik yasası  çıkarmıştır  o süreçte… Bu teşvik  maddesi şöyledir:

“ İhbarda bulunanlar, altı aylık bir süre için  mahkemenin korumasına alınacak, ayrıca da  tüm günahları Kilise tarafından  bağışlanacaktır.”

Böyle bir talebin ve teşvikin inanç ile, mantıkla, dahası insanlıkla bir ilgisinin olmadığı kesindir. Çünkü böyle bir yol açıldığında, kimlerin suçlanacağı kesin olarak belirlenemiyor ve özellikle  zenginler bu hükümden yararlanarak kendilerini koruma ve savunma fırsatını elde etmiş oluyorlardı.  Sonuçta da zaten  öyle oldu ve sözkonusu papalık bildirisi yürürlüğe konulduğunda, bundan en  çok yoksullar mağdur edildi  ve de canları yandı.
Büyücülüğün belirtileri ise, o süreçte  şöyle sıralanmaktaydı:

                   * Krala ve Kiliseye karşıtlık,

                   * Kısa süreçte zengin olmak,

                   * Çekememezlik,

                   * Dinine aşırı düşkünlük,

                   * Sık sık konut değiştirme,

                   * Yaşlılık, delilik ve hastalık.

 Bu türden belirtiler, en sıradan ve en ilgisiz insanların bile suçlanabileceğini göstermekteydi. Özellikle de kıskançlık yani çekememezlik, miras davaları, arazi uyuşmazlıkları gibi nedenler; ihbarların çoğalmasına ve ardının da kesilmemesine neden olmaktaydı.

Hele bir de Engizisyon, ki bu mahkemenin üyeleri genellikle Kilisenin görevlendirdiği papazlardan oluşmaktaydı ve ihbarda bulunanlara cennet dahi vaad edilmekteydi!

İşte bu şartlarda paatlamıştı insanlık tarihinin  “cadı avı” denilen çok önemli yüzkaralığı...

Sıradan ve arkasız bir kişinin büyücü olduğu ihbar edildiğinde, bu kişinin işi bitmiş demekti. Çünkü yapılan incelemeler sonucunda suçlanan kişi o süreçte ölürse aklanmakta yani temize çıkmaktaydı. Böyle birinin suçsuz yere ölmüş olması ise tamamen  önemsizdi! Eğer ölmezse, o zaman da büyücü olduğu kanıtlanmış sayılmaktaydı! Ki, bu da yine ölüm demekti!

(Bu noktada şu notu ekleyelim. Buna benzer olan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında” adlı bir yasa, ülkemizde çoğunlukta bulunan mevcut iktidarın dayatmasıyla  TBMM’nde  (13/Şubat/2013) kabul edilmiş ve yürürlüğe konulmuştur. Mevcut iktidar bunu gün gelir de uygular mı  bilmiyoruz.  Ya da kana susamış bir başka iktidar  gelir de, onların eline geçerse yandı gülüm keten helva! Ve ne yazık ki yurttaşlarımız  henüz bu yasanın feceatını bilmemekte olup,  başına gelebileceklerden de tamamen habersizdir.)

Şunu da ekleyelim ki, Sözkonusu papalık bildirisinin maddeleri tam bir kapandı ve iki ucu b*klu bir değnekti sanki... Böyle bir kapandan kurtulmanın olasılığı ise yoktu!

 Suçlanan kişi, ele geçirildiğinde çırılçıplak soyuluyor ve kendisine yazılı olarak hazırlanmış bir duayı okuması emrediliyordu. Eğer sorguya çekilen kişi içinde bulunduğu çok zor koşullar nedeniyle o duayı okurken şaşırır, kekeler  ve duraksarsa, onun büyücü olduğu  ilk kanıt olarak kabul edilmekteydi. Daha da ilginci, sanığın nehir ya da bir denize atılmasıydı.

Eğer cadılıkla ya da zındıklıkla suçlanan kişi suda yüzebilirse, bu onun Şeytan'la işbirliği yaptığının kanıtı sayılmaktaydı. Ki, böyle bir ahvalde  artık onu hiç kimse yakılmaktan kurtaramazdı... Yok eğer yüzemez de boğulur ise, o zaman suçsuz olduğu kanıtlanmış olurdu! Ve fakat suçsuzluğunun kanıtlanmış olması artık bir işe yaramıyordu bu durumda… Çünkü  suçlanan kişi  ölmüş oluyordu! Buna neden olanların da,  papazlara göre günahı yoktu!

Böyle bir salıncak, İblisin bile başaracağı bir iş değildi kısacası...

Ortaçağ’ın orta yerinde yaklaşık 300 yıl kadar sürdürülen bu Engizisyon mahkemelerinde ve  yalnızca  Almanya'da bu biçimdeki uygulamalar sonucunda hüküm verilerek yakılan insan sayısının 100 bini aşkın olduğu bilinmektedir. İngiltere,  Fransa, İtalya, İspanya ve Avrupa’daki diğer birçok ülkede keyfi olarak ölüme sürüklenip yakılan ya da suya atılarak boğdurulan insan sayısını varın siz hesaplayın!

İşte bu nedenlerle, darbeci tutukluların doğru teşhisleri ve bağımsız mahkemelerde sorgulanıp cezalandırılmaları oldukça önem taşımaktadır. Çünkü yapılacak keyfi hatalar, insanlığın günah  kamburu olarak ebediyete kadar süreceğine kuşku yoktur!

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Haber Sitesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0212 210 90 00 Faks : 0212 210 34 00